EMEK’TEN YILMAZ GÜNEY SİNEMASI’NA

BEGÜM ÖZDEN FIRAT, BATMAN YILMAZ GÜNEY SİNEMASI İLE EMEK SİNEMASI ARASINDAKİ ORTAKLIĞI SEYİRCİNİN BU GÖSTERİM MEKÂNLARIYLA KURDUĞU İLİŞKİDE ARIYOR: VATANDAŞA FİLM İZLETTİRİLİR, UMUM İSE MEKÂNI KULLANIR VE ORAYI ÜRETİR…
 

“Yılmaz Güney Sineması’nın farkı Kadıköy’de ya da Ankara’da dahi zor izleyeceğiniz filmlerin gösterildiği Kürt Kısa Film Festivali’ydi. Vatandaş ve umum arasındaki fark belki de tam burada saklı.”

BEGÜM ÖZDEN FIRAT

Emek sineması mücadelesini anlatan Özgürleşen Seyirci’nin ilk gösterimi 9 Aralık 2016’da Hangi İnsan Hakları? Film Festivali’nin açılış filmi olarak Şişli Belediyesi Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde yapılmıştı. Sinemanın yıkımına karşı gerçekleştirilen eylemlere katılanların çektiği görüntülerden kurgulanan belgesel, bir anlamda sineması için sokağa inen seyirci-eylemci-kameramanların filmi. 9 epizottan oluşan belgesel, direnişi “şeyleşmiş” bir geçmişin savunusundan ziyade bugüne ve geleceğe sahip çıkan, kamuyu ve kamusallığı yeniden kurma mücadelesi olarak konumlandırıyor. Sokaktaki insan olarak tezahür eden kamunun kent mekânındaki karar hakkını talep eden mücadelenin, ancak bugünü sahiplenerek geleceği kuracağını ve geçmişi kurtaracağını imliyor.

Emek Sineması’nın da içerisinde yer aldığı bina kompleksi, 1942’de yürürlüğe giren varlık vergisinden sonra iflas eden Saltiel ve Arditi’den alınarak önce İstanbul Belediyesi’ne sonra da sinemaya ismini verecek Emekli Sandığı’na geçer. Yapının SGK tarafından Kamer İnşaat’a kiralanmasının ardından, Emek Sineması 2009’da kapatılır; 2013 Mayıs’ında bir gece vakti yıkılır ve yerine bir AVM yapılır. Sinemanın gişesinin olduğu yerde şimdi Madam Tussauds müzesinin turnikeleri duruyor. Mumyaların, kent hakkına sahip çıkan insanlara karşı zaferi…

Emek’in tarihi, Türkiye’de devlet eliyle yürütülen mülksüzleştirmenin kısa bir tarihi adeta. Yıllar önce gasp edilen bir azınlık mülkünün, bugün bir şirkete devredildiği uzun bir tarih bu. Emek Sineması mücadelesi bu geçmişi bugünle sınayıp kurtaramadı ama, bir slogan bıraktı bize: “Bu daha başlangıç”. Slogan ilk kez İstiklal caddesinde atıldığında gerçekten neyin başladığını bilmiyorduk belki de hiç birimiz. Özgürleşen Seyirci bu sloganı yeniden düşünmeye davet ediyor bizi. Direnenlerin tarihinin egemenlerinki gibi çizgisel ilerlemediğini, coğrafyalar ve zamanlar arasında sıçradığını gösteriyor. Mücadele her defasında bir takım ilişkilerin, direnişlerin, birikimlerin ortasından başlıyor; ortasından başlıyoruz her zaman. Demek ki bugün de, her yerden başlayabiliriz, her zaman başlayabiliriz.

Emek Bizim inisiyatifi de kendisine tekrar başlayacak küçük bir yer seçti. Birkaç yıl önce, zeytinliklerinin termik santral inşaatı için gasp edilmesine karşı çıkan Yırca köylüleri “Zeytin bizim ‘Emek’imizdir” diyerek İstanbul’a selam yollamışlardı. İnisiyatif, bu selam üzerimizde kalmasın diyerek “Özgürleşen Seyirci”yi yerel direnişlerle buluşturmak için yola çıktı. Film bugüne kadar Leipzig’de bir festivalde, Amsterdam’da bir işgal evinde ve bağımsız bir sinemada, Beyoğlu’nda bir barda, bir ekoloji derneğinde, bir bisiklet kolektifinin çağrısıyla Kadıköy’de bir barda, bir dayanışma mekânında (Kuzey Ormanları Savunması), Ankara’da Kuirfest’te ve Hollanda Zaandam’da işgal edilmiş eski bir yüzme havuzunda seyirciyle buluştu.

Mart ayında İzmir, Diyarbakır, Ankara, Kadıköy, Kiev ve Batman’da Kültür Sanat Derneği’nde (BART) gösterildi. Batman aslında listeye sonradan eklenmişti. 30 Ocak’ta sosyal medyada Yılmaz Güney Sineması’nın çayır çayır yanan fotoğraflarının paylaşılmasının ardından, sinemanın geçmişini ve akıbetini öğrenmek, Emek sineması deneyimini aktarmak ve mücadelelerimizi ortaklaştırmak için yola çıkıldı.

Görece yeni kurulmuş bir sinema olsa da, Yılmaz Güney Batman’ın bellek mekânlarından biri. Bugün binanın etrafı, geride kalan yıkıntıyı gizlemek için beyaz perdelerle kapatılmış. Sanki tamamen yanan sinema salonunun perdesi sarıp sarmalamış yapıyı. Sinema müdürü Dicle Anter ve diğer çalışanlar her gün binanın kapılarını açıyorlar ve yıkılıp tekrar yapılacağı günü bekliyorlar. Binanın içerisi kesif yanık kokuyor. Salondaki sandalye iskeletleri yanmış sahneye bakıyor; erimiş havalandırma borularının takılıp kaldığı çöken tavandan gökyüzü görünüyor. Tıpkı Emek Sineması’nı işgal edildiği gün gördüğümüz gibi, dimdik ayakta tarihi bir yıkıntı burası da…

Sinema 2005’te Batman Belediyesi’ne bağlı olarak kurulmuş; perdelerini Yılmaz Güney filmleriyle açmış. O tarihten kapatıldığı 2016’ya kadar 6 tane Yılmaz Güney Film Festivali’ne ve tiyatro festivallerine, konferanslara ve pek çok buluşmaya ev sahipliği yapmış. Batman’ın tam merkezinde, 246 kişilik salonu ve küçük balkonuyla, düz ayak girilen iki katlı müstakil sinema, yanındaki parkla sırt sırta veren kafesinin rengarenk sandalyeleriyle sokağa yayılan koskocaman bir fuayeymiş adeta. Bir bahar günü, bir Yılmaz Güney Film Festivali sırasında, tüten sigaralar ve giden gelen çaylar eşliğinde sinemanın bahçesinde gösterim öncesi konuşan insanları hayal edebileceğimiz bir sinema. Yılmaz Güney Sineması şehrin kültür sanat merkezi olmasının yanı sıra gelip geçenin mutlaka uğradığı bir yermiş. Öyle ki, “umumi tuvalet” gibi kullanıldığı için, kısa bir süre tuvaletlerin kapısını kilitlemeyi denemiş müdürlük. Çok uzun sürmemiş. Umum, yani, kamu, halk, herkes… Yılmaz Güney, umumun sinemasıymış, “umumi sinema”.

Sinemanın 2016’da Belediye tarafından 3 ayrı salon içerecek şekilde tadilat edilmek üzere kapatılmasını takiben planlar hazırlanmış, ihale için şirketlerle görüşülmüş. 11 Eylül’de Belediye’ye kayyum atanmasının ardından 30 Ocak’ta bina, resmî açıklamaya göre “elektrik kontağı” sebebiyle yanmış. Şimdi binanın yıkılarak yeniden yapılacağı söylenirken, kayyum Ertuğ Şevket Aksoy “Sinemayı daha iyi bir çalışmayla, mimari dokusuna bağlı kalıp, 500-600 Bin TL’lik bir harcamayla modern bir sinema” haline getireceklerini, “İstanbul Kadıköy’de, Ankara’da hangi film izleniyorsa” aynısını Batman’daki “vatandaşlara izlettireceklerini” söylüyor ve ekliyor: “Vatandaşı sevmek budur.” Oysa, Yılmaz Güney Sineması’nın farkı Kadıköy’de ya da Ankara’da dahi zor izleyeceğiniz filmlerin gösterildiği Kürt Kısa Film Festivali’ydi mesela. Vatandaş ve umum arasındaki fark belki de tam burada saklı. Vatandaşa film izlettirilir, umum ise mekânı kullanır ve orayı üretir. Yoksa, hikaye tanıdık: yanan bir sinema, belirsiz projeler ve ihaleler…

Altyazı dergisinin Mart sayısında “Batman’a Emek Veren Sinema” başlıklı söyleşide Felsefe Yüksek Lisans Öğrencisi Şükran şöyle diyor: “Çoğunlukla bireylerin bir araya geliş̧ tarzları mekânlara kimlik kazandırsa da Yılmaz Güney Sineması, ismi etrafında toplanacak kitle için zaten ilk başta verilmiş bir kimlik gibiydi. Mekânların bulunduğu coğrafyadan nasipleneceği çok şey vardır ve zaten meselelere coğrafyasından dahil olur mekânlar. Batman özelinde Yılmaz Güney birçok anlamda Emek Sineması’ydı. İlklerin yaşandığı, ilklerin sergilendiği ve ilklerin görüldüğü gündemi gişe olmayan bir yerdi […] Yaşantımızla burada olduğumuzun ifadesiydi.”

Gerçekten de meselelere coğrafyasından dahil oluyor mekânlar. Referandum yaklaşırken kayyum belediyesinin etrafı beton bloklarla çevriliydi. Şehirde ara sıra geçen “Evet” ve “Hayır” minibüslerinin kampanya şarkıları dışında, sokaklar kalabalık ama sesiz ve durgundu. Batman Kültür ve Sanat Derneği (BART) üyesi Deniz Tüzün, kefen diye adlandırdığı Yılmaz Güney binasını çevreleyen beyaz perdelere ansızın bir film yansıtmanın hayalini kuruyor, ama OHAL’de bunun mümkün olmadığını biliyor. Savaş ve OHAL en çok gasp edilen yaşam alanlarımıza ve umumi hayatlarımıza sahip çıkma ihtimallerimizi yok ediyor, hayal gücümüzü köreltiyor. “Orada” ve “burada”. Fakat, sermaye ve devletin yakarak ve yıkarak talan etme taktikleri coğrafyanın her yerinde ne kadar benzeşiyorsa, Emek’ten Yılmaz Güney’e biz “umumun” hikayesi de ortak ve bir. Elbette ki mücadelelerimiz de… Bugün, yaşantımızla burada olduğumuzun belki de tek ifadesi bu.

Seyir günlüğü ve video için tıklayınız.

Blog at WordPress.com.